Arzusu ile göç etmeme durumu

Eşitlik bir ütopyadır. Mümkünatsızlığı anlamında değil elbet. Toplumsal nimetlerin, kamusal hizmetlerin ve üretimin eşit bölüşümü mümkündür şüphesiz. Sözü edilen, duygulardaki eşitliğin ütopik bir durum oluşudur. Duygular kişiye özel ve subjektif algı/ tepki süreçleri olarak farklıdır, farklı olmalıdır. Aksi, kişisel veya toplumsal bir malüliyete tekabül eder. Acıdan veya keyiften olması fark etmez. Sedalarımız, çığlıklarımız, üzüntü veya keyif ifadelerimiz farklı farklıdır. Özneldir, kişiye özeldir. Otoriter ?Heil Hitler?, militer ? yaylalar- yaylalar? türünden stadyum sedaları bir yana, sıradan  hayatlarımızın şarkı, çığlık ve ağıtları rengarenktir.

Deprem ne büyük bir otoriteymiş, ne büyük eşitleyiciymiş, geçen sene Van? da anladık.

Hayatlarımızın karatı farklı idi, bir oldu.

Sosyal aidiyetlerimiz farklı idi, aynı oldu.

Politik, ekonomik yapılarımız farklı idi, bir oldu.

Mekanlarımız farklı idi, bir oldu, çadır ve konteynır oldu, eşitlendi.

Doyamadığımız, sevdiceklerimiz, ?yokluğu cehennemin diğer adı olanlarımız, gözlerini kapattıklarında üşüyeceklerimiz? farklı idi, bir oldu, aynı oldu: VAN oldu.

Ve Van, arzusu ile olmasa da göç etti Van? dan:

?Arzusu ile göç etmedi,

Gece yarısı

Ay vururdu odasına

Ve bir daha görünmedi?

Sağlıkçı arkadaşlarımız Semahat Balta, Cemile Bolaç, Kenan Canpolat, Meltem Çelebioğlu, Onur Özçakmak, Dr Ramazan Sansür, Hikmet Tekin, Abdullah Yaşar, Dr Muammer Yılmaz, Diş Hekimi Abdullah Yurtkuran ve ülkesi Japonya? da muhtemelen burnu dahi kanamayacak olan Dr Athushi Miyazaki? nin odalarına sonsuza kadar ay vuracak ve bir daha görünmeyecekler?

Öldüler çünkü??

Tam bir yıl önce, 23 Ekim 2011? de; ardından, 9 Kasım 2011? de peş peşe iki büyük sarsıntı ile yıkıldı ?Van Mülkü?. Aklımıza gelmeyen başımıza geldi. Ayaklarımızın altındaki toprak kaydı. Ölümün eli omuzumuzdaydı. Yunus?un bir çift siyah zeytin misali kara gözlerindeki korku ve çaresizlik, omuzunda ölümün yaşama galip gelen, Yunus?u yaşamdan koparıp götüren güçlü eli unutulmaz bir simge olarak kaldı bize. Yunus?un iradi bir pozu olarak algılayıp, Barok stil çerçeve içerisinde yerel yetkililer tarafından devlet büyüklerine ?takdim? edilen bir simge, sembol?.

Semboller böyledir, imge/sembol esasın önünde figüratif bir ögeye dönüşür. törenlerin, ritüellerin şiir bozuntusu mırıltısı olur. Oysa Yunus öldü. Omuzundaki el aldı götürdü genç ömrünü??

Çok ölen oldu.

Ölüm en büyük eşitleyicidir. Niyesini tarife gerek yok, acıya tekabül eder?

Neşe, keyif ifadesi farklı olabilir/ olur; lakin acı ifadesi aynıdır, acıdır, göz yaşıdır, feryat figandır;  eşitleniriz?

Çok ağlayan oldu ölenlerin ardından. Çok acı çeken oldu. Ağlamak ve acı çekmek benzer bir keder halidir, eşitler?

Ölüm ve acı ? Van Mülkü? efradını eşitledi.

Dr Ümit hastane bahçesinde ölüleri sağlardan ayırırken ağlıyordu durmadan ? Van yıkıldı? diye diye. Dr Duygu merdivenlerden koşarak inerken düşüp incitmişti kendini, aksıyordu, acısı vardı, acısından değil ama Van yıkıldı diye ağlıyordu.

Dr Ali eşini hüznü ve korkusu ile soğuk bir köşede kendi halinde bırakmış, ölü bebelere ağlıyordu; eşi korkudan ağlıyordu. Karadenizlilerdi, bize ağlıyorlardı, kendilerine ağlıyorlardı. Dr Ali ağlarken işini de aksatmıyordu, depremzedelere periton ponksiyonu yapıyordu.

Sağlık memuru Rıdvan? ın, Dr Enver? in kırıkları vardı, ?Acil? bahçesinde muayene sıraları gelmemişti daha, iyi hatırlıyorum.

Yaşlı bir hasta sahibi ?ulan pezevenkler niye hastalarla ilgelenmiyorsunuz, niye dışarı çıktınız ulan? diye beyin cerrahisi servisinde doktor ve sağlık çalışanlarına ?iltifat? ediyordu.

Bir diğeri, hastasının yattığı odanın kapı kasasını kırmaması için uyardığımda, ?s?r git ulan? diye işine devam ediyordu.

Personel Ali ?yoğun bakım yıkıldı, hastalar altında kaldı? diye feveran ediyordu.  Oysa yoğun bakım yıkılmamış ve hastalar altında kalmamıştı.

Erciş? de Dr Özkan son anda yıkılan evinden kendini dışarı atabilmişti. Mekanlarından çıkamayan sağlıkçı meslektaşlarımız ise öldüler.

Hemşire Merve üzerine devrilen ameliyathane dolaplarının altından çıkar çıkmaz acil bahçesinde idi.

Hatçe hemşire geç vakitlerde su ve kek dağıtıyordu sağlıkçı arkadaşlarına.

Hastane kantincisi Soner 75 kuruşa sattığı keklerini ve dahi doğal gaz kesilmeden önce hazırladığı çayları, meşrubatları leyli meccali veriyordu hastane bahçesindekilere.

Atölye şefi Enver abi elektrik getirmekle meşkul iken, Başmüdür battaniye deposunun anahtarını bulma peşindeydi??

Duayenlerimizden Dr Abdullah abi ve sevgili Dr Hicran, deprem sonrası erken dönemde erkenden Van?a ulaşabilen Sağlık Bakanı?na kendilerinden ziyade hastaların malumatlarını veriyorlardı. Onlar doktordu, kendilerinden önce hastaları gelmeli idi çünkü.

Daha çok anı devşirebiliim. Tümü ölüm, acılarımız, naçarlığımıza dair. Gereksiz olur, uzar?

Diyesim, deprem bizi acıda, ölümde, yıkımda feryat ve figanda eşitledi.  Ve göç eyledi koca kent arzusu ile olamasa da.

Mutlak otorite karşısında sosyal, sınıfsal, siyasal, vs farklılıklarımız hükmünü yitirir. Deprem muhteşem bir otorite olarak Van mülkünde tümümüzü bir kıldı. Payımıza ölüm, acı, keder ve hüzün düştü.

Gidenlerin ardından Hasan Hüseyin seslendi:

Ölüm adın kalleş olsun?.


Yazar : Dr. Mehmet Çetin KOTAN